Ne olacak bu İstanbul Sözleşmesi’nin hali?


ORTADOĞU NEWS Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de sadece geçen Haziran ayında, 27 kadın cinayeti işlenirken, 23 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler her geçen gün artarken, kadınları şiddetten koruyan en önemli belge olan İstanbul Sözleşmesi son günlerde tartışmaya açıldı. Tartışmayı Ak Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye’nin sözleşmeden çekilebileceğini ima eden sözleri başlattı. Ardından hükümete yakın bazı isimler de bu fikri destekledi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?
Resmi adı, “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzalaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi olarak anılıyor. Türkiye, sözleşmeye imza atan ilk devlet oldu. 2014’te yürürlüğe giren sözleşme ev içi şiddetin “özel alanda” bırakılacak bir sorun olmadığını, gelenek, töre, din, ya da “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi kabul edilemeyeceğini vurguluyor. Sözleşme, imzacı 46 devlete kadınları her türlü şiddete karşı korumak, ayrımcılığın önüne geçmek ve kadınların güçlendirilmesi yoluyla eşitliğin sağlanması açısından yükümlülükler getiriyor
“SÖZLEŞME UYGULANMIYOR”
Peki, bu yükümlülükler neler ve ne kadarı uygulanıyor? Kadınlar için bu kadar hayati getirileri olan İstanbul Sözleşmesinin gereklerinin yerine getiriliyor mu? Kadın hakları savunucusu Avukat Habibe Danışman Deyar'a göre sözleşme Türkiye’de hiç bir şekilde uygulanmıyor.
"Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi ve 6284 hiçbir şekilde uygulanamıyor. Yani sağlıklı bir şekilde uygulanmıyor. Uygulanıyormuş gibi gözüküyor sadece. İstanbul Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen Opuz kararı sonrasında düzenlenen ve bilakis Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından düzenlenen bir yasa. Çünkü tam o süreçte 2002'de yapılıyor başvuru, 2009'da sonuçlanıyor ve ilk kez bir hükümet aleyhine kadının kadın olmasından kaynaklı ayrımcılığa tabi tutulduğu ve yaşam hakkının korunmadığı gerekçesiyle ihlal kararı veriliyor.  Tam bu süreçte, aslında bu Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan Türkiye’nin başını çok da önüne eğdiren bir şey.  Bu Opuz kararının yarattığı sonuçları bertaraf edebilmek adına çıkartılan bir sözleşme. Ama bu sözleşmenin altında Türkiye'de öldürülen binlerce kadının kanı var. Yani bu sözleşme kendi kendine çıkmadı. Ama bugün günümüze geldiğimizde bu yasa uygulanmıyor. Bu sözleşme 6284 kadının, kız çocuklarına yönelik şiddeti önleyen ve ailenin korunmasına yönelik olan yasa etkili bir şekilde uygulanmıyor. Eğer uygulansa bu kadar kadın cinayetinin işlenmesi mümkün değil."

“SÖZLEŞME UYGULANSA BU KADAR KADIN CİNAYETİ OLMAZ” 
Türkiye’de son 10 yılda 4 binden fazla kadın öldürüldü. Kadın cinayetleri kadar, kadın cinayeti davalarında uygulanan ceza indirimleri de kamuoyunun tepkisini çekti. Kadına yönelik şiddet veya cinayet davalarında en çok “Haksız tahrik”, “İyi hal” gerekçeleriyle ceza indirimi yapılıyor. Bu da kadına yönelik şiddet konusunda yargıya olan güveni azaltıyor. 
Sözleşmenin uygulanması durumunda kadın cinayetlerinin azalacağını savunan Avukat Habibe Danışman Deyar, "Bu bir kırım değilse nedir?  4 bin kadının öldürüldüğü yerde mahkemelerden hala ‘Namus cinayeti şeklinde kararlar çıkıyor. Töre cinayeti şeklinde kararlar çıkıyor. Kadının kısa elbise giymiş olması, gece yarısı dışarıda olması, ekonomik özgürlüğünü talep etmesi, kendi yaşamına ilişkin kararlarını kendisinin vermek istemesi, boşanması, kadının her şeyi bahane edilerek öldürülebiliyor ve kovuşturma ve soruşturma süreçlerinde erkekler bunları bahane ederek indirim almaya çalışıyorlar. Dolayısıyla kadının yaşadığı cinsel, duygusal, sözel her türlü şiddetin önüne geçilmesi gerekiyor bu yasaya göre. Bunun sadece yasal olarak düzenlenmiş olması yeterli değil. Çünkü bunun bir de uygulama ayağı var. Gidiyorsunuz aile mahkemesinden bir karar alıyorsunuz, diyorsunuz ki; işte eski sevgilim bana sürekli telefonla şiddet uyguluyor, beni ölümle tehdit ediyor. Bu kararı aile mahkemesi veriyor ama mahkeme sonrasında bu kararın uygulanması için gittiği yer karakol, karakolu  arayıp “beni tehdit ediyor aile mahkemesi karar vermişti” dediğinizde, ya sevgilin değil mi, ya eşin değil mi,  kavga olur, olur böyle şeyler, diyerek aslında fiiliyatta uygulanmıyor kararlar. Aslında 6284 çok can alıcı bir yasa. Hükümet İstanbul Sözleşmesi’nde taahhüt ettiği hiçbir şeyi yerine getirmediği için kadın cinayetleri işleniyor" 

“KEŞKE SÖZLEŞMEYİ AÇIP OKUSALAR”
Sözleşme, özellikle muhafazakâr çevreler tarafından "Aile yapısını bozduğu", "eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı" gerekçesiyle eleştiriliyor. Kadın kurumları ise bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını görüşünde. Kadın Merkezi Vakfı çalışanı Rojda Zaman, sözleşmenin okunmadan eleştirildiğini düşünüyor.
"İstanbul Sözleşmesinin Türk aile yapısına zarar verdiğini düşünmüyoruz. Aksine sözleşmenin bu tarz iddialar ile gündeme gelmesini sağlayanlara karşı keşke sözleşmeyi açıp okusalar, içeriğini bilseler, bu iddiaların gerçeğe ne kadar aykırı olduğunu görecekler. Zaten sözleşmenin dönüp tanımına bakmak gerekiyor. Aileyi parçaladığı iddiaları kesinlikle asılsızdır. Bu iddialarda bulunanlar bir kere açıp sözleşmeyi okusalar söylenenlerin ne kadar yerinde olmadığını görecekler."
“UYGULANIRSA ŞİDDETİ DURDURUR”
Kadın kurumları, ülkede var olan fakat uygulanmayan yasalar nedeniyle her yıl binlerce kadının öldürüldüğünü düşünüyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına da bu nedenle şiddetle karşı çıkıyorlar. Onlara göre sözleşmeye taraf olmak yetmiyor, aslolan sözleşmenin uygulanması. KAMER Vakfı’ndan Rojda Zaman, "2018- 2019 yılları arasında neredeyse 400’e yakın kadın cinayeti yaşandı. Cinayetler de İstanbul Sözleşmesine taraf olan Türkiye’de yaşandı. Bu demektir ki taraf olmak yetmiyor uygulamak gerekiyor. Biz bunun yanındayız. Tedbir kararına rağmen bir kadın öldürülüyorsa bunun nedeni uygulanmayan yasalardır. Korumayan ve güven vermeyen bir yasadır. Uygulandığı takdirde gerçekten şiddeti durduracağını düşünüyoruz ve sözleşmenin arkasındayız."
KADINLARIN ÇOĞU SÖZLEŞMENİN İÇERİĞİNİ BİLMİYOR
Sokaktaki kadınların çoğu ise İstanbul Sözleşmesi’nin içeriğinden haberdar değil. Hatta sözleşmenin ismini bile duymayan kadınların sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Ancak içeriğini bilmezseler de kadın cinayetlerine karşı öfkeliler. 
"Sözleşmenin ne olduğunu biliyorum ama içeriğine ilişkin herhangi bir bilgim yok açıkçası. Kadın hakları yönünden tartışılan bir sözleşme. Yani verilen cezaların caydırıcı olmamasının bir etkisi var."
"Hayır bilmiyorum. Yani çok kötü bir durum gerçekten kadınların katledilmesi"
"Bilmiyorum. Zaten olan hep kadınlara olur. Kadın çocuk doğuruyor. Kadın ev işi yapıyor. Sonra da şiddet uyguluyorlar. Kabul etmiyoruz öyle birşeyi.  Niye öyle yapıyorlar. o zaman yürüyüş yapacağız Diyarbakır’ı ayağa kaldıracağız. Ceza almadıkları için zaten cesaret ediyorlar, bir ceza olması lazım Türkiye nasıl böyle bir şeyi kabul ediyor?"
"Hayır bilmiyorum. Yani çok kötü birşey. psikolojikmen çok etkileniyoruz. Bunları gördükçe dışarı bile çıkmaya korkuyoruz. Gerçekten onların yüzünden biz çok etkileniyoruz. Dışarı çıkmaya korkuyorum gerçekten yani onların yüzünden psikolojikmen her gördüğümüzde yani böyle titriyoruz. İnşallah buna bir çözüm bulabilirler."
Her geçen gün yeni kadın cinayeti haberleri ekranlarda, gazetelerde, sosyal medyada yayınlanmaya devam ediyor. Sokaktaki insanların tepkisi, vahşetin boyutuna göre şekillenebiliyor. Sorunun muhattabı kadınlar, şiddete karşı tek yasal güvenceleri olan sözleşmenin kaldırılmasını istemiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.