Ben ona abi derdim. Bizim sektörde birine abi demek, öyle hissetmek zordur. Benim ona mesajlarım hep “abi” diye başladı. İyi bir insandı, her sorunuza kibarca yanıt verir, elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışırdı. Zor bir hayat yaşamıştı ama genelde gülerdi. Ben öyle bir hayat yaşamış olsaydım ne kadar dayanırdım bilmiyorum.

Sosyal medyada göz gezdirdim, sevenleri ne çok, birçok insan da ölümünden sonra tanıdı onu. Keşke tanımasalardı. Keşke yaşamaya devam etseydi. İçinde asla dinmeyecek nice acıyla sıkı sıkı tutunmuştu hayata, elim bir trafik kazası onu aldı bizden.

Cüneyt Cebenoyan; gazeteciydi, sinema yazarıydı, güler yüzlüydü, çok insandı. Ablası Yasemin Cebeneyan’ı 1994 yılında PKK’nın The Marmara Oteli’ne düzenlediği saldırıda kaybetmişti, aynı saldırıda usta yazar Onat Kutlar da yaşamını yitirmişti. Nasıl bir acıdır bilmiyorum, insan yarasını nasıl sarar, nasıl alır da yarasını koltuğunun altına, öyle yürümeye devam eder hiç bilmiyorum. Ama bu korkunç olaydan sadece 5 yıl sonra 1999 depreminde evladı Ali’yi, annesi ve babasını kaybetti. Hissettiği duyguları yıllar sonra şöyle kaleme dökmüştü: Büyük travmalar yaşamamış insanlar zamanla bazı şeylerin izinin kalmaması gerektiğini sanıyorlar. “Aradan bilmem kaç yıl geçmiş, artık bazı şeylerin bir anlamı kalmamış olması gerek” diye düşünüyorlar. Bazen en yakınındaki insan en anlayışsız ve en acımasız davranan olabiliyor. Oysa, zaman bazen hiçbir şeyi çözmüyor. Yara içten içe işlemeye devam ediyor. Bilmiyorum, neden deprem sırasında Yalova’da olmadığımı, neden onları orada bıraktığımı, neden oğlumu kucağıma alıp balkondan atlamadığımı, neden Fethiye’ye gitmelerine izin vermediğimi…

Bu yazıyı ara ara açar okurdum. İnsanız ya bazen en ufak olayda nefes alamadığımızı hissediyoruz, nefsimize yenik düşüyoruz, neremiz acırsa en kıymetlimiz orası oluyor. Ben tam da böyle hissettiğim anlarda açardım o yazıyı, tüm yaşadıklarına rağmen hayata nasıl da sıkı sıkı tutunduğuna hayran olurdum. Bir örümceğin ağı gibi, ipekten dokunuşlarla bezemişti hayatını. O hayat sona erdi.

Cüneyt abinin ölüm haberini yakın bir arkadaşım verdi. İnanamadım. Sanırım üç kere “Ne” dedim. Bazı insanlara ölüm yakışmaz, aslında ölüm kimseye yakışmaz. Ama bu denli dirayetli bir insanın üzerinde ölüm hiç durmuyor. Haberi okumadım. Ayrıntılara ihtiyacım yoktu. Ama haber sitelerinin ablasını nasıl yazdıklarına baktım. Kelimenin anlamı; ikiyüzlülüktü. Sol tandaslı haber siteleri aynen şöyle yazmıştı; “Konya’da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Birgün yazarı, sinema eleştirmeni Cüneyt Cebenoyan, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen büyük depremde oğlu Ali ile anne babasını ve öncesinde de 1994 yılında The Marmara Otel’de meydana gelen bombalı saldırıda ablası Yasemin Cebenoyan’ı kaybetmişti.”

Cüneyt Cebenoyan her daim, kimseden korkmadan ablasının katilinin PKK olduğunu söyleyen bir insandı, bunun için mücadele etti. Sanırım bir ay önceydi, insan hakları savunucularına, “Ablamı PKK öldürdü” diye serzenişte bulunmuştu. O diyaloğu okudum, kimse cevap vermemişti. Bugün herkes Cebenoyan için başsağlığında bulunuyor. Keşke yaşarken yanında olsaydınız, keşke öldüğünde onun davasına sahip çıkacak kadar onurlu olsaydınız. Karşı mahalleyi suçlarken, kendi apartmanınızın önüne nasıl çöp attığınızın farkında olsaydınız. Her neyse…

Zor bir hayat yaşadı ama yine de tanıdığı herkesi mutlu etmek için uğraştı. Yattığı yer incimesin, devri daim olsun, dilerim ki ailesine kavuşsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.