Karantina günlerinde çocuk ve ergen psikolojisine dikkat

Felat BOZARSLAN/ORTADOĞU NEWS – Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını Türkiye’de de yayılmaya devam ediyor. Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü’nün 20 Mart’ta pandemi ilan ettiği koronavirüsün yayılmasını önlemek amacıyla Şubat ayından itibaren sıkı önlemler almaya başladı. Salgının yayılmasını önlemenin en etkili yolu olarak kabul edilen sosyal izolasyonun sağlanması için öncelikle 65 yaş üstü bireylere sokağa çıkma kısıtlaması getiren hükümet, bir süre sonra genç ve çocukları da bu yasağa dâhil etti.  

GENÇ KESİM İLK KEZ YENİ YAŞAM TARZI İLE YÜZLEŞTİ

Salgın nedeniyle evlerine kapanmak zorunda kalan genç ve çocuklar, daha önce hiç alışık olmadıkları bir yaşam tarzı ile karşı karşıya kaldı. Hayatlarında ilk kez karantina uygulaması, sokağa çıkma yasağı ve sosyal izolasyon gerçeği ile tanışan genç kesim bu süreçten en çok etkilenenler arasında. Üstelik bu yeni yaşam tarzının ne kadar süreceği de bilinmiyor. Çünkü salgının ne kadar süreceği ile ilgili bazı simülasyonlar yapılsa da ne zaman biteceğini kimse kesin olarak kestiremiyor. 

Sosyal ilişkileri kısıtlanan, sokağa çıkmaları yasaklanan ve hayatlarında ilk kez eve kapanan genç ve çocuklar salgın tehlikesi sürdüğü müddetçe bu şekilde yaşamaya devam edecek. Peki, pandemi günlerinde sosyal izolasyonda olan genç ve çocukların psikolojisi nasıl korunacak? Akdeniz Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu, pandeminin psikolojik boyutunu Ortadoğu News’e değerlendirdi.

“AŞIRI KAYGI SIKINTILI BİR DURUMU BERABERİNDE GETİREBİLİR”

Koronavirüs ile ilgili özellikle ailelerin yaşadığı kaygıya dikkat çeken Nasıroğlu, belirli bir seviyede yaşanan kaygının olumlu olduğunu düşünüyor. Kaygı hissedilmezse, önlem alınamayacağını söyleyen ve kaygıların biraz da geleceğe yönelik olduğunu ifade eden Nasıroğlu, “Yani koronavirüs bize bulaşabilir, enfekte olabiliriz, bize ve sevdiklerimize zarar verebilir endişesi olmazsa zaten rutin hayatımıza devam ederiz. O anlamda kaygı gerekli. Ama aşırı kaygı varsa sıkıntılı bir durumu beraberinde getirebilir. Koronavirüs ile birlikte zaten takıntılı kişilerde bu belirtiler daha da artttı. Bir de hiçbir belirtisi olmayan kişilerde de sıklık artmaya başladı. Şimdi artık bu temizlik takıntıları büyük oranda arttı. Bunlara da bazen psikoterapi anlamında destek gerekiyor. Biz biraz kaygı istiyoruz. Aşırı kaygı istemiyoruz”dedi.

“KLASİK ÖNERİLERİMİZİ ARTIK ÇOK İŞE YARAMIYOR”

Ergenlerde virüs, bulaşıcı hastalıklar ya da daha tehlikeli durumlarla karşı karşıya kaldıkları zaman, ‘bana bir şey olmaz’ duygusunun daha sık olduğunu ifade eden Doç.Dr. Serhat Nasıroğlu, ergen çocukların risk anlamında kurallara uymama riskinin daha yüksek olduğunu kaydediyor. Nasıroğlu, bu anlamda ergenler için sokağa çıkma yasağının gelmesinin, biraz daha uyumu artıran bir özellik gibi olduğunu düşünüyor. Ergenlerde biraz daha riskli davranışlar ya da hazzı erteleyememe durumunun söz konusu olduğunu ifade eden Nasıroğlu, “Zaten ergenlik aile içi stresin arttığı dönemler. Çocuklar okul döneminde veya arkadaşlarıyla içiçe oldukları zaman eve geldiklerinde öfkelerini, kaygılarını dışarıda bırakıp, evde biraz daha huzurlu olabiliyorlardı aileler. Şimdi yepyeni bir deneyim yaşıyoruz. Bir aydır herkes aynı evde. Klasik verdiğimiz öneriler de artık çok işe yaramıyor. Daha az uyarın, az televizyon izletin, az bilgisayar izletin gibi uyarılar da artık biraz ütopik gibi oldu. Çünkü çocuklar artık 7/24 evde. “dedi.
Suçluluk duygularının da çok yüksek olduğu dönemlerden bahsettiklerini vurgulayan Nasıroğlu, “Örneğin aile içerisinde herhangi birinde virüsle enfekte olursa bu sefer ergenlerin şöyle sorunları başlıyor; “benim yüzümden mi oldu, ben kesin bir şey yaptım ondan böyle oldu” gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Ergenlerin ruhsal patolojileri de bu dönemlerde daha sık oluyor. Depresyon, ankasiyete, intihar davranışları, kendine zarar verici davranışlar, öfke nöbetleri, davranış sorunları maddeye eğilim biraz daha sık oluyor çocuklarda.”diye konuştu.

SUMAK TARTIŞMASI

Dünyada veba salgını ve İspanyol gribi olmak üzere iki büyük pandemi olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Nasıroğlu, “İnsanlar belirsizliğin ve krizin olduğu durumlarda çok anlamsız ve mantıksız davranışlarda bulunabiliyorlar. Mesela veba salgınında kedileri öldürmüşler. Aslında kediler kemirgenleri öldüren ve salgını azaltan birşeydi ama kediler öldürülünce kemirgenler daha da arttı, salgın daha da arttı. Biz de de sumak tartışmaları yapılıyor. İspanyol giribinde de biz de nasıl kolonya içip ölümler olmuşsa, onlarda da asit buharını eritmişler, asit içmişler. Mesela demir bir haçın üzerine sarımsak koymuşlar. Aslında biz şu anda daha şanslıyız. En azından ne olduğunu biliyoruz. Bazen virüsü göremiyoruz deniyor ama biz virüsleri görebiliyoruz. Sadece çıplak gözle görmüyoruz. Virüsün vücutta nasıl etki ettiğini de biliyoruz ve bunun için de birçok aşı çalışması başladı. Geçmişten ders alıp, bu mantıksız davranışları da biraz azaltmakta fayda var. Bazen bize zarar verecek mantıksız davranışlarda da bulunabiliyoruz.”

RUH SAĞLIĞININ BAĞIŞIKLIĞA ETKİSİ

Ruh sağlığını korumanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ifade eden Nasıroğlu, “Elinizi yıkamak ne kadar önemliyse ruh sağlığınızı korumak da aynı derece önemli. Virüs vücudumuza girerse bizim savunma hücrelerimizin devreye girmesi gerekiyor. Bir takım yapılar var. Onlar bir virüsün etrafını çerçeveleyip yok etmeye yarıyor. Savunma sisteminiz kuvvetliyse başarıyor. Ama özellikle stresli yaşam olaylarında, kendi ruh sağlığımızın bozuk olduğu durumlarda bu sitokinler olumsuz yönde etkileniyor ve virüsü yok etmek üzere kurulu savunma hücrelerimizi zayıflatıyoruz. Ruh sağlığımızı ne kadar koruyabilirsek virüsün yok edilmesine katkı sağlıyoruz. Moral ve motivasyonun gerçekten etkisi var. Sadece moral ve motivasyonla bu virüsü yenemeyiz. Ama bunlar yardımcı araç.” dedi.

“BELİRSİZLİK İNSANLARI ÇOK RAHATSIZ EDİYOR

Aşırı paniğin korku ve kaygıyı çok arttırdığını söyleyen Nasıroğlu, ilk sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 10 Nisan gecesi insanların sokağa çıkmasını da buna bağlıyor. Nasıroğlu, o gece bazı insanların aşırı panik ve kaygıyla sokağa çıktığını ve sosyal izolasyona uymadıkları için kendilerini büyük riske attıklarını düşünnüyor. Bu nedenle kontrolün çok önemli olduğunu vurgulayan Nasıroğlu, “Belirsizliği azaltmak ve kontrol duygusunu vermek gerekiyor. Burada da bir pandemi psikolojisi devreye giriyor. Pandemilerde en önemli sorun bir belirsizlik sözkonusu. Bu insanları çok rahatsız ediyor. Belirsizlik ve kötü bir şey olacağı korkusu gerçekten paniği de çok artıran bir süreçtir.”diye konuştu.

“İHMALE UĞRAYAN ÇOCUK BUNU HİSSEDEBİLİYOR”

Bebeklerin de depresyona girebileceğini söyleyen Nasıroğlu, “0-3 yaş hayatın en önemli yaşlarıdır. Bizim beynimizin sağ beyni 0-3 yaşta çok hızlı gelişiyor ve bu tüm hayatımızı şekillendiriyor. Çocuklar gerçekten anne ve babanın endişelerinden, kaygılarından, depresyonundan etkilenirler. Eğer bir çocuk ihmale uğruyorsa, çocuk gerçekten bunu hissedebiliyor.”dedi.

“PANDEMİ BİTTİĞİNDE BAZI İNSANLARDA PSİKOLOJİK SORUNLAR DEVAM EDECEK”

Pandemi dönemi bittikten sonra psikolojik etkilerinin bazı insanlarda devam edeceğini ifade eden Nasıroğlu şöyle konuştu, “Rutin hayata dönüldüğünde bazı kisilerde bu sorunlar devam edecek. Korku, kaygı, endişe devam edecek. Bazıları hiç birsey olmamıs gibi hayatlarına devam edecek. Kimler nasıl olacak, bunlar hem genetik yapımız, hem de daha önce yaşadığımız deneyimlerimizle ilişkili. İnsanların çok olumsuz etkilendiği durumlarda ruhumuzu etkileyen bir takım süreçler tetikleniyor. Bunun beyinde bir takım etkileri var. Duygusal hafıza dediğimiz bir hafıza var ve oraya eklemleniyor. “

“KOŞULSUZ SEVGİNİZİ HİSSETTİRMEK KAYGIYI BÜYÜK ORANDA AZALTABİLİR”

Pandemi dönemindeki belirsizliğe de dikkat çeken Nasıroğlu, “Belirsizlik durumu söz konusu ama kontrol sizde değil. Pandemi psikolojisinde şunu kabul etmek gerekir; Eğer bir şeyi değiştiremiyorsak onu kabul etmek gerekir. Bu durumda var olan gerçekliği kabul etmekmiz gerekiyor. Bu belirsizliği kabul etmek gerekir. Aileler büyük oranda çocukların kaygılarını artıran tetiği de çekebiliyorlar bazen. Bunlar çocukta gerçekten var olan belirsizliğin kaygısını biraz daha artırıyor. Her şekilde, ne olursa olsun, koşulsuz sevginizi hissettirmek gerekir. Bu kaygıyı büyük oranda azaltabilir. “

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.